< Anasayfa
 
  Osmanlı'da Kölelik
   
 

Çok eski tarihlerden beri savaşta esir düşenler, ağır suç işleyenler, borcunu ödemeyenler, korsanlar tarafından kaçırılanlar köle kabul edilir, köle pazarlarında satılırdı.

Ziraat ve ticaretle uğraşan bütün toplumlarda köleliğin çeşitli şekillerine rastlanmaktadır. Mezopotamya’da, Eski Mısır’da, Yunan’da, Roma’da, İslam öncesi İran, Orta Asya ve Anadolu’da yaşayan kavimlerde kölelik son derece doğal sosyal bir olgu olarak kabul edilirdi.

Kölelik, bir insanın başka birinin malı ve mülkü olması: Başka bir kişinin malı ve mülkü olan kişiye köle, memlûk veya kul; köle sahibine ise efendi veya mevla denilirdi. Bazı durumlarda uşak ve hizmetçi de köle anlamına gelirdi. Kadın kölelere cariye denilirdi. İslam-Osmanlı hukukunda, anne ve babası köle olan çocuklar da köle olurdu. Annesi hür olan kişi her koşulda hür olur, erkek bir köle hür bir kadınla evlendiğinde çocuğu hür olurdu. Bunun yanı sıra kendi cariyesinden çocuk sahibi olan erkeğin bu çocuğu hür olur, başkasının cariyesiyle evlenen hür erkeğin çocuğu ise cariyenin sahibinin kölesi olurdu.

Köleliğin insani ve ahlaki olmadığı ilk olarak Aydınlanma Çağı’nda anlaşılmaya başladı. İlk kanunlar İngiltere’de ve ABD’de 19. yüzyılın ilk çeyreğinde çıkarıldı, daha sonra başka Avrupa devletleri onları izledi. Osmanlı İmparatorluğu’nda kölelik, hukuki bir statü ve kurum olarak hiçbir zaman kaldırılmadı. Osmanlı yönetimince çıkarılan tüm kanunlar ve fermanlar köle ticaretinin belli bir kolunun daraltılmasıyla ilgiliydi. Osmanlı devlet yönetiminin kölelik kurumuna ilişkin tutumundaki köklü değişiklik; imparatorluğa köle temin edilmesinden vazgeçilmesi ve köle ticaretinin zorlaştırılmasına ilişkin “aşamalı olarak tedbir alınması” politikasının benimsendiği 1857 yılında, siyah köle ticaretinin imparatorluk genelinde yasaklanmasıyla ortaya çıkmıştır.(1)

Osmanlı Devleti kölelik sistemini Ortadoğu İslam devletlerinden alarak, zaman içerisinde kendi toplum ve devlet hayatına uyarlamış ve entegre etmiştir. Köleler başta saray olmak üzere, devlet ve ordu hizmetinde yoğun olarak kullanılmıştır. Kuzey Afrika bağlantısıyla Sudan’dan, Kızıldeniz yoluyla Habeşistan’dan (bugün Etiyopya), Karadeniz yoluyla Kafkasya’dan toplanılan zenci, Gürcü, Çerkez gibi çeşitli etnik gruplara mensup insanlar İstanbul, Bursa, İzmir, Belgrad, Şam, Kahire vb. kentlerde kurulan esir pazarlarında alınıp satılırlardı.

19. yüzyılın ikinci yarısında özellikle Batı Anadolu’da yabancı sermaye yatırımlarının artması ve kapitalist ilişkilerin yoğunlaşmasıyla birlikte, bu yörede plantasyon(2) köleciliğine de rastlanmaya başladı. Bu yatırımcılar kendilerine gerekli işgücünün büyük bir kısmını Afrika’dan getirilen “zenci” kölelerle karşılıyorlardı. Günümüzde Torbalı, Söke, Ödemiş, Tire, Akhisar gibi Batı Anadolu’nun önemli tarım merkezlerinde, anılan süreçte Afrika’dan getirilen insanların soyundan gelen çok sayıda aile bulunmaktadır. Örneğin, Torbalı’ya bağlı, halkın çoğu “zenci” olan Subaşı, Naima, Kırba, Hasköy, Tulum, Yeniçiftlik köylerinde yaşayanlar, atalarının köle olarak yaptıkları işi bugün Tariş Pamuk Birliği’ne bağlı üreticiler olarak yapmaktadırlar.

Geçen yüzyıl sonunda “zencilerin” en yoğun yaşadığı kentlerden biri İzmir’di. İzmir “zencileri” Afrika kökenlidir. Osmanlı Devleti zamanında bu insanlar esir satıcıları ya da korsanlık yoluyla Afrika’nın çeşitli yerlerinden Osmanlı topraklarına getirilmişlerdir. Esir pazarları yoluyla da kente dağıtılmışlardır. 19. yüzyılın sonlarına doğru, İzmir’de,  devlet tarafından azatlı siyah kölelerin beslenme ve barınmaları için bazı misafirhaneler kurulmuştur.  Devlet ayrıca 1890’larda azatlı erkekleri ilkokula, Bahriye’nin sanayi alaylarına ve askeri bandolara da yerleştirdi. Azatlı kadınlar Müslüman evlerine hizmetçi olarak yerleştirildi ve kendilerine maaş bağlandı. Ayrıca, Afrika’dan gelenlerin evlenmeleri, kendilerine verilen topraklar üzerinde ev kurmaları teşvik ediliyordu. 

İzmir’de bulunan “zenciler” daha çok Türk mahallelerinde yoğun olarak yaşıyorlardı. İzmir’in yoksul mahalleleri Sabırtaşı, Dolapkuyu, Tamaşalık, İkiçeşmelik ve Ballıkuyu “zenci” yerleşimlerindendir. O dönemdeki nüfusları tam olarak bilinmemektedir. Bazı kaynaklarda nüfusları 2.000 aile olarak verilmişse de, dönemin gazetelerinden edindiğimiz izlenime göre sayıları daha azdır. İzmir’de yaşadıkları mahallelere göre cemaatlere ayrılan İzmir “zencileri” kendilerini Borno, Afini, Tağali, Cengi gibi isimlerle anıyorlardı. Bu durum onlara has törenlerde kendini göstermektedir. İzmir’de daha eski tarihlerden başlayarak ev kurmuş, çeşitli mesleklere girmiş “zenciler” vardı. Ama bazıları da iyi halli evlerde dadılık ve lalalık yaptıktan sonra azat edildiklerinde epey bocalamışlar, yoksulluk içinde yaşamışlardır. Kentte en zor işler “zenciler” tarafından yapılıyordu. “Zenci” kadınlar görece daha iyi koşullarda çalışma şansı bulmuşlardı. Hamamlarda, düğünlerde susam helvası, leblebi, çerez satarak geçimlerini sağlayan kadınların yanında, Eşrefpaşa semtinin üst taraflarında, Nohutçu Tarlası denen yerde kırık cam parçalarını eritip mavi, kırmızı ve yeşil renklere boyayarak renkli ve süslü bilezik yapanlar da bulunuyordu. Bu bileziklere halk arasında “helhel” deniliyordu. Bazıları da çiçek satarak geçimini sağlıyordu. Ayrıca, “zencilerin” bir kısmı mayıs ayının ortalarında, Dana Bayramı’nı kutladıktan sonra hasat işlerinde çalışmak üzere kentten ayrılırdı. Her toplulukta olduğu gibi “zenciler” arasında da, çeşitli nedenlerden kaynaklanan kavga, cinayet, intihar gibi olaylar meydana geliyordu. Bu olaylara dair haberler dönemin yerel basınına da yansımıştır.

Yararlanılan Kaynaklar
Beyru, R. (2000), 19. Yüzyılda  İzmir’de Yaşam, İstanbul: Güzel Sanatlar Eğitim ve Kültür Vakfı.
Erdem, H. (2004), Osmanlıda Köleliğin Sonu: 1800-1909, İstanbul: Kitap Yayınevi.
Güneş, G. (1993), “İzmir’de Zenciler ve Unutulan Bir Bayram,” İzmir Dergisi, sayı: 7-8, Ekim-Kasım 1993.
Martal, A. (1996), “19. yy'da Kölelik ve Köle Ticareti,” Tarih ve Toplum, Ocak 1996.
Toledano, E. (1994), Osmanlı Köle Ticareti, 1840-1890, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. 


1)Erdem,H (2004): Osmanlı'da Köleliğin Sonu 1800-1909, Kitap Yayınevi, İstanbul, s.123

2)Plantasyon: Kahve, kakao, kauçuk, pamuk gibi bazı sanayi bitkilerinin yetiştirildiği büyük ölçekli tarım işletmesi.

Bu bölümle ilgili görsel ve yazınsal malzemeye ulaşmak için tıklayınız.

Proje HakkındaOsmanlı'da KölelikMüzik, Edebiyat, Radyo ve Sinemada KarakterlerSporcular
BibliyografyaGaleri  Arama  Duyuru ve Haberler
Türkçe | İngilizce | Site Haritası | Arama | İletişim