< Anasayfa
 
  Toplumsal ve Ekonomik Yaşam
   
Çocukluk ve Oyun
Okul Hayatı
İş ve Meslekler
Kadın-Erkek İlişkileri
Doğum ve Ölüm
Aile, Akrabalık, Komşuluk
Toplumsal Ritüeller
Doğum ve Ölüm
 

Toplumsal yaşam doğumla başlar ve ölümle sona erer her birey için. Dünyayla tanışma ve veda etme biçimleri herkes için farklıdır. Bu biçimler insanın içine doğduğu tarihi dönem, coğrafya, sosyal, ekonomik ve siyasal koşullara göre değişir. Aynı ailenin farklı kuşakları arasında bile doğum ve ölüm karşısındaki tutumlar değişir. 1960'lı yıllarda köylerde ya da küçük yerleşim yerlerinde yaşayan kadınların tütün ya da pamuk toplarken ya da evlerinde doğum yaptıkları, 1990 yıllara gelindiğinde ise hastanede doğumun yaygınlaştığı bilinmektedir. Ten rengi, beyaz tenliler için olduğu kadar siyah tenliler için de bazen önemsenmiş ve bundan dolayı en çok da kadınlar üzülmüşlerdir.   

"Şimdi ilk ablam doğduğu zaman babam, tabii o dönemde hastane falan yok ya, (annem) evde doğum yapıyor. Babam da o zaman işte çalışırken eve geldiğinde, işte haber veriyorlar, tabii telefon olmadığı için babam sonradan öğreniyor. Kundağı açıyor bakıyor ki işte bebek şey, beyaz, babamın ilk tepkisi; 'o benim bebek değil', yani niye 'beyaz'! Tabii doğduktan belli bir müddet sonra zaten o kendi halini aldığı için de sonradan kabulleniyor... Yeğenim doğduğu zaman, benim yeğenim de melez, baba Kastamonulu, anne Dalamanlı. Hastanede her şeyi hazırladık, anneyi doğuma gönderdik ve daha doğumdan çıkmadığı halde tanıdık tanımadık herkes hastanedeydi. Tek soruları şu: 'Çocuk nasıl çıkacak?' Meraklarından hepsi hastanedeydi. ... Tabii, çünkü baba beyaz anne siyah, yani o olduğu için çocuğu merak ediyorlar 'nasıl doğacak?' [diye]." M. Dinç (36 yaşında/Dalaman, Muğla)

 "Biz orda tütün gırardık yatılı, garnım şişip durur, Erdoğan'ı da orada doğurdum, Akköy'de. Evde ben bir Yaşar'ımı doğurdum... Doğurdum eve geldim, Erdoğan'ın göbeğini orada işçiler bağladılar, ameleler tütün gırımcı ameleler garan çardakta: 'Gııı, ben doğuruyom onu gııı" dedim, 'ne demek o' dediler. 'Ey, ben doğurucam baksana' dedim 'ha söyle hanımına.' Hanım hemen goştu geldi'evin içine, 'bu ev senin olsun' dedi. Geldiler iki dane gadın, gurtuldum orada. Erdoğan'a, 'aa oğlan çocuğu, oğlan çocuğu, Kürtoğlu çıktı' dediler, hemen göbeğini möbeğini bağlattı hanım, duzu muzu şöyle etti sardılar bardılar beni öylesine. Hemen hamur çorbası ediverdiler, bi hamur çorbası içtim..."  R. Erenci (94 yaşında/Bafa, Aydın)

Tıpkı doğum gibi ölüm karşısındaki tutumlar da, içinde bulunulan farklı toplumsal sınıfa, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel davranış biçimlerine ve bunlara eklemlenen 'çağdaş' tavırlara göre biçimlenir.

Ölüm öncesi ve sonrası pratikler yüz yüze ilişkilerin daha belirgin olduğu küçük yerleşim yerlerinde, büyük kentlere göre daha geniş bir zaman aralığına yayılır, daha kolektiftir. Günümüzde Batı Ege'deki Afrika kökenlilere özgü bir cenaze geleneğinden söz etmek güçtür. Farklı etnik grupların farklı dönemlerde yaşadığı ve kültürler arası geçişlerin çokça olduğu Batı Ege'de, bu çeşitliliği bir cenaze töreninde bir arada görmek mümkündür. Bütün bunlarla birlikte, Kuşaklararası farklılıklar dönemin olanak ya da olanaksızlıkları bağlamında şekillenmektedir.

"Yeri kazarsın, tahta götürürsün, cenazenin durumuna göre, orayı ölçersin tahtayı kesersin, ... sıralarsın... Evde böyle iki dene ağaç olur, o ağaca böyle çelik bağlanır, onun üstüne [cenaze konur]. Onu aldık mı omuzumuza [doğru] gabirliğe. O günü öle bi görenek yok, şimdi görenek çok... O zaman hoca moca mı var be yeğenim! ... O zaman hoca moca yok, hindi (şimdi) hoca çok... Okumaya geliyorlar, sonradan cenaze gömülürken [de] okuyorlar. O zaman hoca mı var, bi tek hoca var, altı cenazeye sebat edecek, emme hindi hoca çok, dört beş tene. O istediğine bak, hu filan yere gitti mi? Onu (diğerini) alır gelirsin. O zaman öyle değildi, hoca gıtlığı varıdı, emme şimdi çok, e olmazsa olmaz. Cenabı Allah gendisi afetsin, afedici kim? Allah. O ediyordur inşallah... Şimdi cenaze gitti mi, ev sahibi imkanlise [imkanı varsa)] yemek yapar, Dalyan'a börek yaptırır gelir, bunu hürmet yaparlar. Bu yeği (yeni) adet oldu, evvel yoktu bu... Yok, zatı o zaman goğşular (komşular) kendilerini doyuramayıp durur. İçerde aş yarıkene (yetmezken) dışarıdakine ekmek verilir mi? Bu her şey yeği adet oldu yani... Aşağı yokarı üç senenin içerisinde oldu, adet o zaman değişti, her yer acık (biraz) bolardı (refah arttı)." N. Erken

Bu başlık altında ARAMA yapmak için tıklayınız.

Proje HakkındaOsmanlı'da KölelikMüzik, Edebiyat, Radyo ve Sinemada KarakterlerSporcular
BibliyografyaGaleri  Arama  Duyuru ve Haberler
Türkçe | İngilizce | Site Haritası | Arama | İletişim